26 Kasım 2012 Pazartesi


kimi yazarlara ismiyle hitap ederken kimi yazarlara soyadıyla hitap ederim. kimisinde ikisini bir arada kullanırım ki bu kimi zaman resmiyet bildirebilir. her zaman bildirmez.
ve evet hitap etmek dedim, ne sanıyosun, konuşuyorum ben onlarla.

24 Kasım 2012 Cumartesi

konsantre

ayfer tunç hava durumundan bahsetti ve haklıydı. canım sıkıldığında, olmak istediğim yeri öncelikle hava durumuyla belirlediğimi fark ettim. en çok bir yaz sabahı oluyor bu. genelde sapsarı bir yaz sabahı herkes uyurken uyanmış sessizlikte kitap okurken düşünüyorum kendimi. içimde sıcak gülümsemeler var. ya da lacivert, çok yıldızlı bir gece. ama bunda yalnız olmuyorum. üşütmüyor. belki hava belki o. belki yıldızlar. hep sessizlik.

hava sarıdan, mevsim yazdan çok uzak. ne yıldız ne lacivert. yalnızım. yine de sonunda bir şeyler okuyabilmek dinlendiriyor. yazarından diye düşünüyorum. bıçakçı'nın öyküleri için kullanılan sıfat keşke kendisine daha uygun daha naif olsaydı diye aklımı zorluyorum. naif o demek değil diyecekseniz, demeyiniz. zaten bulamıyorum.

odağımı tonbalıklı makarna isteğimden çekemiyorum.

22 Kasım 2012 Perşembe

Uyku.

Ben uyuyamiyom ya. bildigin olmuyor. soruyor surekli "bir seyler olmali uyutmayan" hicbir cevap da veremiyorum serefsizim. surekli surekli bir seyler dusunuyorum. ne mi? mesela sarkilar donuyor kafamda. yetistirmeye calistigimiz. replikler donuyor kafamda, onunla sunu konusayim buna sunu anlatayim. yok iste bunlar varken uyku, yok. kalkiyorum, dolaniyorum. iki kisiliklere yatiyorum. buzusuyorum, eziliyorum, sigmaya calisiyorum, geriliyorum, esniyorum. uyuyamiyorum. peki aklima en ufak bir sey geliyor mu? cozume dair. hayir. niye gelmiyor BLOG. niye ben kendimi tedavi edemiyorum. inanmadi. oysa 25'inciye soyledim ona. olm sacmalama lan, sen kimsin o kim dedim kendime. buna ben bayagi inanmisim ama. olmuyor, olmayacak da. cunku ben kendim oldurtmuyorum, oldurtmayacagim da. tipki su ana kadar nasil olduysa. evet, triplerdeyim gulsu ve ahmet. cunku beynimin yarisi su an calismiyor. diger yarisi hala repliklerle ve islerle vs ugrasiyor. ozur dilerim vaktinizi caldim.

Siir 1

Ben siir yazarim
Ben siirler yazarim
Ben kotu siirler yazarim
Ben en kotu siirlerimi satarim
Ben en kotu siirlerimi satarak rahatlarim
Ben en kotu siirlerimi satarak rahatligin kolesi olurum.
Ben en kotu siirlerimle rahat ve ozgur olmayan hayatimi yasarim.
Ben en kotu siirlerimin rahat ve ozgur olmasi icin cabalarim.
Ben en kotu siirlerimin rahatini ve ozgurlugunu ararim.
Ben en kotu siirlerimi rahat ve ozgurken yazarim.
Ben en kotu siirlerimi kolem yaparim.
Ben en kotu siirlerimi satarim.
Ben en kotu siirleri yazarim.
Ben en kotu siirleri yazarim.
Ben en kotu siiri yazarim.


Bay Beyin


(Sonsuz cabalarindan oturu beynime tesekkur ediyorum, sana borcum olsun Beyin.)

19 Kasım 2012 Pazartesi

Yazi

Yazdim, yazdim ulan iste, yazdim.

18 Kasım 2012 Pazar

eskiden severdik, unuttuk şimdi.

mesela

Babasının bir uyarısı çocukluğunda kafasına kazınıp kalmış. "Camille insanlara hoşuna giden şeyleri söyle. Fedakârlık herkesi senden uzaklaştırabilir. Başkaları senin gerçek arzunu bilsinler. Birinin sizin için fedakârlık yapmasından daha kötü bir şey yoktur. Bu bir hediye değildir".

ANNA DELBEE-BİR KADIN           

16 Kasım 2012 Cuma

eski tat

eski tadı yakalayamadık.
bugün barışla dedik ki blogun adı
"statüendişesi" mi olsa dedik.

not: işbu öneriyi browser'a yazıp kontrol ettirmeden yazıyorum, risk bodon.

15 Kasım 2012 Perşembe

mütebessim

Kendini yüksek bir yerden atanların yüzünde oluşan tebessümden haberdar olduğundan beri koşuyordu. Telaş içindeydi. Yoruyordu kendini, yoruluyordu. Bitmek bilmiyordu çünkü yollar, üstelik seçenek çoktu. Seçim yaparken düşünmemeyi tercih ediyordu ki belki de hata buydu. Sanıyordu ki düşünürse tebessümü yakalayamayacak. Düşenlerin aklından geçenleri bilemediği ve bilemeyeceği gerçeğini unutuyordu. Kendilerini ittirmekten ziyade bıraktıklarını unutuyordu. Uğraşmak değil vazgeçmek'ti.
Belki unutmuyor, görmeyi reddediyordu.
Gülümseyemiyordu.

11 Kasım 2012 Pazar


bazı ses tonlarının ait olduğu bazı bakışlar gözlerimin önünden gitmiyor.

paint

mona lisa'yı
mikelenjelo'nun birsürü resmini o diğer rönesans zımbırtılarını falan gördüm.

ama dünyanın en güzel resmi
paintle yapılmış.

8 Kasım 2012 Perşembe

bir

boşluğumuz zaman geçtikçe büyüyünce bu boşluğu bir yerde biriktirmek gerekir. bu yüzden sık sık açılır kapanır camlar; temiz hava tazelik demek. kapatmak da herhalde mahremiyetten. her şey mi birbiriyle uyumlu sanki. tüten bacalar geliyor gözümün önüne. baca deyince grisi renklere karışmış bir şehir geliyor, neden bilmem. sanki başka yerde baca mı yok. belki de görmediğimden. bu şehirdeki evlerin bacaları görünmüyor.

çayımın demlenmesini beklediğim anlardan birindeyim. aklımdan sevgiyle anamayacağım bir dönemde içtiğim bir çay geçiyor. aslında 'bir' türünü sabitlemek için. bulanık bir tadı vardı. tarçınlıydı, pek sevmem tarçını. ama ilginçti çay. beğenip beğenmediğime bir türlü karar veremeyip iki ya da üç gün onu içtim. hala bilmiyorum. şık bir kutusu vardı. benim çayımsa hala demlenmedi.

bir başlasa akacak mı diye düşünüyorum bir şeyler için, ama aslında bilmiyorum. bu kesin. biliyorum sandığım şeyleri bile ne kadar da bilmiyorum. bilmiyoruz. gerçek yok çünkü, 'kişiye özel gerçeklik' var. bu da benim gerçeğim mesela. merhaba.

diyorum ki yani, bir başlasa artık bazı şeyler. sürekli bir şeyleri bekliyormuşum gibi hissediyorum. sürekli bankta oturmuş saate bakar gibiyim. ne bekliyorum, neden bekliyorum. acaba beklememem mi gerekiyor. sorularla dolu kafam. hep. insanlar nasıl yani bakışlarıyla üstüme geliyorlar, susmayı tercih ediyorum. basitliğini görmüyorlar: 'öyle işte'. susunca çekiyorlar üzerimden varlıklarını, hafifliyorum. yalnızlaşmak mı hafiflemek mi diye bir soru geliyor bu sefer, duymuyorum onu. kulak verdiğim şeyleri mümkün olduğunca kendim seçmeye çalışıyorum. sessizleşiyoruz beraber. bakıyoruz. iyisini kötüsünü bilmiyorum. 'öyle işte'ye odaklanıyorum genelde. içimden sık sık tekrarlıyorum. yine de hep bekliyorum.

bir şeyler neden başlamıyor bilmiyorum.