8 Kasım 2012 Perşembe

bir

boşluğumuz zaman geçtikçe büyüyünce bu boşluğu bir yerde biriktirmek gerekir. bu yüzden sık sık açılır kapanır camlar; temiz hava tazelik demek. kapatmak da herhalde mahremiyetten. her şey mi birbiriyle uyumlu sanki. tüten bacalar geliyor gözümün önüne. baca deyince grisi renklere karışmış bir şehir geliyor, neden bilmem. sanki başka yerde baca mı yok. belki de görmediğimden. bu şehirdeki evlerin bacaları görünmüyor.

çayımın demlenmesini beklediğim anlardan birindeyim. aklımdan sevgiyle anamayacağım bir dönemde içtiğim bir çay geçiyor. aslında 'bir' türünü sabitlemek için. bulanık bir tadı vardı. tarçınlıydı, pek sevmem tarçını. ama ilginçti çay. beğenip beğenmediğime bir türlü karar veremeyip iki ya da üç gün onu içtim. hala bilmiyorum. şık bir kutusu vardı. benim çayımsa hala demlenmedi.

bir başlasa akacak mı diye düşünüyorum bir şeyler için, ama aslında bilmiyorum. bu kesin. biliyorum sandığım şeyleri bile ne kadar da bilmiyorum. bilmiyoruz. gerçek yok çünkü, 'kişiye özel gerçeklik' var. bu da benim gerçeğim mesela. merhaba.

diyorum ki yani, bir başlasa artık bazı şeyler. sürekli bir şeyleri bekliyormuşum gibi hissediyorum. sürekli bankta oturmuş saate bakar gibiyim. ne bekliyorum, neden bekliyorum. acaba beklememem mi gerekiyor. sorularla dolu kafam. hep. insanlar nasıl yani bakışlarıyla üstüme geliyorlar, susmayı tercih ediyorum. basitliğini görmüyorlar: 'öyle işte'. susunca çekiyorlar üzerimden varlıklarını, hafifliyorum. yalnızlaşmak mı hafiflemek mi diye bir soru geliyor bu sefer, duymuyorum onu. kulak verdiğim şeyleri mümkün olduğunca kendim seçmeye çalışıyorum. sessizleşiyoruz beraber. bakıyoruz. iyisini kötüsünü bilmiyorum. 'öyle işte'ye odaklanıyorum genelde. içimden sık sık tekrarlıyorum. yine de hep bekliyorum.

bir şeyler neden başlamıyor bilmiyorum.

Hiç yorum yok: